tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2012 Cuma

Efsaneler CNBC-e’de!

Efsaneler CNBC-e'de Tanıtım
Şubat ayı boyunca CNBC-e ekranına 20. yüzyılın ikon olmuş isimleri konuk oluyor. Frank Sinatra ve Dean Martin gibi isimlerin önderlik ettiği, Rat Pack grubu,John Lennon, Marilyn Monroe, Muddy Waters ile Ocak’ta kaybettiğimiz Etta James ve Kurt Cobain’i anlatan filmlerlerin yer aldığı Efsaneler kuşağı her Çarşamba 22’de…


CADILLAC RECORDS 

Darnell Martin’in yazıp yönettiği Cadillac RecordsLeonard Chess’in şirketi Chess Records ve onun keşfettiği müzisyenler üzerine kurulu. Darnell Martin’in yazıp yönettiği Cadillac Records, Leonard Chess’in (Adrien Brody) adını taşıyan Chess Records ile buraya plak yapan şarkıcıların tarihini naklediyor: Etta James (Beyoncé Knowles)Muddy Waters (Jeffrey Wright)Chuck Berry (Mos Def), Howlin’ Wolf (Eamonn Walker). Cadillac Records keyifle izleniyor, müziği de harika. Leh asıllı bar sahibi, yetenekli gitarist Waters ve ağız armonikası çalan Little Walter’la (Columbus Short) anlaşır ve hayatı değişir. Blues’un potansiyelini görerek şarkılarını kaydeder. Chess Records böyle doğarFilmin adı, Chess’in sanatçılarına çok satan bir plağın ödülü olarak yeni Cadillac’lar almasından geliyor. Film CNBC-e’de 22 Şubat’ta saat 22’de yayınlanacak.



Elveda Miss James (25 Ocak 1938 - 20 Ocak 2012)
Bu filmde Beyoncé Knowles’in oynadığı Etta James, uzun meslek hayatına küçük yaşta başladı. Blues balladları ile r&b ve rock’n’roll söylemekte, caz şarkılarını yorumlamakta aynı derecede başarılıydı. Öyle ki, müzik endüstrisi onu hangi kategoriye dahil edeceğini bilemedi bir türlü. Janrı bir yana, yeteneğinden ve muhteşem sesinden yana kuşku yok. Ancak, çabuk alevlenirdi. Derler ki Başkan Barack Obama seçilince verilen baloda onun şarkısı “All At Last”i Beyoncé’nin söylemesini isteyince kıyameti koparmış.


LAST DAYS 
Gus Van Sant, yaşadıklarıyla ve müziğiyle Kurt Cobain’i hatırlatan ve kendini gittikçe tecrit edilmiş bulan bir müzisyenin hikayesini anlatıyor. Blake, şöhretin, profesyonel yükümlülüklerin ve gittikçe artan tecrit edilmişlik duygusunun altında ezilen bir sanatçıdır. Sık bir ormanda, ona kendini küçücük hissettiren ulu ağaçların altında dolaşır. Bir tepecikten aşağı, küçük bir göle iner, yüzer. Ertesi sabah büyük, taş evine döner. Herkes onu aramaktadır: Dostları, menajerleri, plak şirketi, hatta özel bir dedektif. Ama o hiçbiri tarafından bulunmak istemez. Sadece bir şeye ihtiyaçları olunca onu arayan insanlardan kaçar.
Gus Van Sant, bir rüyayı andıran filmi Last Days’in sonuna bir not eklemiş. Kurt Cobain’in son günlerinden ‘esinlenmiş’ olsa da, filminin ve içindeki karakterlerle olayların kurmaca olduğunu belirtiyor. Öyle olduğunu düşünmek ya da düşünmemek size kalmış. Gerçekte, yönetmen Kurt Cobain’in hayatı ve ölümünden hayli esinlenmiş, etkilenmiş. Ne var ki, Last Days’e alışılmış biçimde bir biyografi demek de mümkün değil. Belki de, izlenimci bir portre…
Yemyeşil bir kırsal bölgedeki kocaman bir taş malikanenin içinde ya da çevresinde geçen filmde, Blake adında genç bir müzisyenin, ölümünden kısa süre önceki geliş-gidişlerini izliyoruz. Film, yukarıdaki orman sahnesiyle açılıyor. Sonunda Blake eve gelip makarna ile peynir hazırlamaya kalkışıyor.
Vaktinin çoğunu arazide dolaşarak geçiriyor. Yüzüyor, ateş yakıyor, bir çukur açıyor, gitar çalıyor. Abartısız, gürültüsüz yaşıyor ve ölüyor. Last Days, günlük sahnelerden öylesine kotarılmış gibi.
Last Days, Gus Van Sant’i sevenlere, hele aynı zamanda Kurt Cobain hayranıysalar, gerçekten hüzünlü bir rüyadan farksız gelecek. Bu rüya duygusunun yaratılmasında görüntü yönetmeni Harris Savides’in de büyük payı var. Gus Van Sant’e gelince, o daha Sundance fikri bile yokken bağımsız bir sinemacıydı. Sinemaseverler onu, bizim ne yazık ki yıllar sonra izleyebildiğimiz siyah-beyaz ve çok çarpıcı Mala Noche ile tanımıştı. Çok beğenilen Good Will Hunting, onlara ihanet gibi gelmişti. Ama Van Sant bağımsızlıktan, hayranları da ondan hiç vazgeçmedi. Last Days, gerçek bir Van Sant filmi. Film CNBC-e’de 15 Şubat’ta saat 22’de yayınlanacak.

NORMA JEAN & MARILYN 
Sinema filmi My Week with Marilyn’in gösterime girdiği hafta, TV’de bir başka Marilyn Monroe portresi izleyebilirsiniz. Marilyn Monroe üzerine sıkça yazılıp çizilen, pek çok filme konu olan ve ölümüyle bile sayısız sansasyona neden olan bir yıldız. Hayattayken de öldükten sonra da kültürel bir fenomen olarak anılan Monroe’nun, Norma Jean Dougherty’yken nasıl bir ikon olan Marilyn Monroe’ya dönüştüğünü anlatan film, Monroe’yla yıllarca gizli bir ilişki yaşadığını iddia eden oyuncu Ted Jordan’ın kitabına dayanıyor. Beş dalda Emmy’ye aday olan filmde Norma Jean, Ashley Judd tarafından canlandırılırken Mira Sorvino da Marilyn Monroe olarak karşımıza çıkıyor. Film CNBC-e’de 29 Şubat’ta saat 22’de yayınlanacak. 


LENNON NAKED 

Lennon Naked 1980 yılında bir suikaste kurban John Lennon’ın hayatının en önemli evrelerinden birini anlatıyor. Lennon’ın her zaman biraz karanlıkta kalmış aile hayatına ışık tutan ve onun babasıyla olan ilişkisini ön plana çıkaran filmde trajik bir aile portresi çiziyor yönetmen Edmund Coulthard. Senaryosu Robert Jones tarafından kaleme alınan ve ilk kez İngiltere’de BBC Four, ABD’de ise PBS kanalında izleyiciyle buluşan film John Lennon’ın kendisini 17 yıl önce terk eden babasıyla 1964 yılında bir basın toplantısı eşliğinde yeniden bir araya gelişiyle başlıyor. The Guardian’ın “sıradan bir biyografinin ötesinde, derinlikli ve Freudiyen bir film” diye nitelediği Lennon Naked’da baba Lennon rolünde Christopher FairbankPaul McCartney rolünde Andrew Scott, Yoko Ono rolünde Naoko Mori, Ringo Starr rolünde Craig Cheetham ve George Harrison rolünde de Jack Morgan’ı izliyoruz. John Lennon rolü ise ilk önemli çıkışını Danny Boyle’un 1994 tarihli filmi Shallow Grave ile yapan İngiliz oyuncu Christopher Eccleston’a emanet. 46 yaşında olmasına rağmen film boyunca 20’li yaşlardaki Lennon’ı canlandıran Eccleston hiç şüphesiz filmin en güçlü ismi. Film CNBC-e’de 8 Şubat’ta saat 22’de yayınlanacak.

Kaynak: NTVMSNBC


Bunun üzerine daha da bir şey yazmam.Filmleri izlemeyenler muhakkak izlemeliler.İzleyenler ise benim gibi tekrar izleyip bu filmlere tekrar aşık olabilirler.
CNBC-e tapılacak kanalsın vesselam!

Not: Yayınlanan her filmle ilgili yayınlandığı günde yorumlarımı-eleştirilerimi- yapacağım.

Not 2: 1 Şubatta THE RAT PACK filmi yayınlandı.Gününü geçirdiğim için yukarıdaki filmlere eklemedim.İzlemek isteyenler muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.

Sevgiler.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Dünyanın ekseni 12 cm yerinden oynadı, sen bana 1 cm bile yaklaşmadın.


Savcı Esra: Niye geldin?
Behzat: Sen niye ağladın?
Savcı Esra: Geçti gitti boş ver..
Behzat: Çık çık çık… Geçmedi gitmedi, sen niye ağladın?
Savcı Esra: Behzat sen akıllı bir adamsın ama konu kadınlara gelince biraz salaklaşıyorsun galiba.
Behzat: Hee.
Savcı Esra: Ben sana diyorum ki adamlar gelip seni alacak, gideceksin. Bu işin sonu yok! Belki senelerce tutuklu kalacaksın, ne zaman döneceğin belli değil, senin umurunda değil. Ağladım… Çünkü seninle konuşamadım. Ağladım, çünkü sen beni görmüyorsun. Ve ben seni seviyorum.
Behzat: Ama ben bunu bilmiyordum.
Savcı Esra: Bilmiyorsun… Tabi nereden bileceksin. Sen ancak birisi öldüğünde duygusal yaklaşıyorsun. Senin duygu radarına girmek için illa ölmek mi lazım Behzat?
Behzat: Yok, hayır. Yapamam ben.
Savcı Esra: Haklısın. Cesaretin olmadan ne yapacaksın ki? Hayatımda tanıdığım en korkak adamsın. Herkese meydan okuyorsun ama kendi duygularından korkuyorsun. Geçmişe saplanıp kalmışsın. En büyük felaketler senin başına gelmiş dimi? En büyük acıları sen çekmişsin, ben hiç bir b.k bilmiyorum ki. Acı nedir? Bilmem. Yalnızlık nedir? Bilmem. Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 cm yerinden oynadı sen bana 1 cm bile yaklaşmadın! Saplantılısın…
Behzat: Hee, ne güzel söyledin. Saplantılıyım ben. Benden bir b.k olmaz, biz seninle hep kavga ederiz, mutsuz oluruz biz seninle.
Savcı Esra: Mutsuz olalım, ne var! Biz de mutsuz oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım.


6 Kasım 2010 Cumartesi

DiziLer..

Öncelikle buraya gelip yazıyı yazmaya zaman ve güç bulmanın mutluluğu içerisindeyim.Hava soğuk ve ben her zamanki gibi herkesten çok üşüyorum.(Gerçekten üşüyorum edebi bir anlam taşımıyor bu cümlem =)) )
Ve müzik listesinde ki tek parça ''Amad Amma'' Ne zaman vazgeçeceğim dinlemekten bilemiyorum.Dinledikçe dinleyesim geliyor =))
Birde ''Fikrimin İnce Gülü'' parçasını o kadar iyi yorumlamış ki...Listeye onuda ekledim..
Taktım mı tam takarım blogcan kusuruma bakma =)) Bu adama da öyle bir takıldım ki.Kurtulmak istemiyorum..Beynim ve kalbim ''yeteeer !'' diye isyan edene kadar dinlemeye devam :)


Neyse gelelim bir diğer takıldığım noktaya.
  Ben normalde çok fazla televizyon izlemem.Bu akşam televizyona şöyle bir göz atayım dedim.Bakındığım tek bir dizi var (eğer denk gelirsem,canım izlemek istiyorsa) oda ''Gönülçelen''. Durup düşününce abartılacak güzellikte bir dizi değil...Klasikleşmiş bir hikayesi var..Bana göre dizinin en büyük artılarından biri oyuncu kadrosunun iyi olması..Fakat dediğim gibi abartılacak derecede iyi bir dizi değil...


Bir diğer dizi ''Kavak Yelleri'' bir kaç defa yarım yamalakta olsa izlediğim bölümleri olmuştur..Bu akşamda televizyonda oynuyordu.Bir bakayım neler oluyor dedim..
Arkadaş ortamımdan duyduğum kadarıyla dizide ki Aslı karakteri önce Denizle çıkıyor ayrılıp Efeye koşuyor,Deniz ile barışıyor Efeyi bırakıyor,sonra başkası çıkıyor ikisini de bırakıp ona koşuyor,onunla ayrılıyor hooop böyle devam ediyor ! Hadi buna normaldir olur diyelim..Efe ölmüştü bir aralar, bu akşam bir baktım karşımda ''Fikret'' karakteriyle duruyor..
İzleyiciyi neden bu kadar yoruyorlar ? Senaryoyu neden bu kadar karmakarışık hale getiriyorlar ? 
Her şey reyting içinse o zaman tek söyleyebileceğim şey ''Lanet olsun bütün dizilere ! ''
Eğer Kavak Yelleri için ''Gençlik Dizisi'' ünvanı veriyorlarsa gerçek hayatta yaşadıklarımızdan en azından bir parça diziye yansıtsınlar !


Ve bir diğer dizi ''Çocuklar Duymasın'' çocukluğumda yeri olan bir dizidir.Yanlış hatırlamıyorsam salı akşamları yayınlanıyordu.Ve bütün aile karşısına geçip büyük bir zevkle izliyorduk...Ve çok iyi hatırlıyorum evi kahkaha seslerimiz inletiyordu...Komik,eğlenceli ve harika bir diziydi...(2 gün önce sorsalardı tek düşüncem bu idi)
Sanıyorum iki gün önce dizi televizyonda oynuyordu.Diziyi tekrar çekmeye kadar vermişler..(Keşke iyi etmişler diyebilseydim !) İzlemeye başladım ki başta dizinin oyuncularından biri olan Pınar Altuğ'un abartılı,hiç inandırıcı gelmeyen oyunculuğu ile karşılaştım....Dizide kullanılan replikler felaketti ! Eskiden ailecek toplaşıp izlediğimiz o dizideki samimiyetin,keyifli saatlerin,eğlenceli komik cümlelerin yitirildiğini anladım..
Keşke tekrar çekmeselerdi diyorum kendi kendime..Tadı damağımızda kalsaydı iyiydi şuan ki durumdan !


İkinci Bahar,Dadı,Çiçek Taksi,Sıdıka... Bu dizileri düşününce şuanda çekilenlerin tadı olmadığını düşünüyorum..Amacım asla verdikleri emeğe saygısızlık etmek değil..İzleniyorlar,seviliyorlar ki hala televizyonda oynuyorlar...Fakat şu saydığım ve aklıma gelmeyen eski dizilerin kaçının yerini tutabilirler ki ?


'' Televizyon bence çok eğitici bir buluş; Ne zaman biri televizyonu açsa, derhal yan odaya geçip kitap okuyorum...''




Groucho Marx

..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...