hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2012 Çarşamba

Dünya hiçbir zaman sarı bezleri kirletmeyecek kadar temiz olmayacak.

Annelerimizin anneleri,
Babalarımızın babaları,
asla annelerinin babalarının hatalarını yapmayacaklardı kendi çocuklarını yetiştirirlerken.
Öyle demişlerdi bir sohbetin ortasında arkadaşlarıyla siyah beyaz fotoğraflardaki şu minik çay bahçesindeki masada otururken.
Sonra, ne oldu?
“Hayat” oldu.
Sarı mutfak bezleri gibi kirlendi o çay bahçesindeki çocuklar.
Engel olamadılar yine siyah beyaz bir fotoğraftaki şu ağacın altına oturmuş muhabbet eden çocuklarının “kendi çocuklarını yetiştirirken anne babalarının hatalarını yapmayacaklarını” söylemelerine.

Ve yine “hayat” oldu.
Yine kirlendi sarı bezler.
Ve bizler
aşırı renkli bir fotoğraftaki şu deniz kenarında oturmuş laflarken “kendi çocuklarımızı yetiştirirken anne babalarımızın hatalarını yapmayacağımızı” söylerken bulduk kendimizi.
Dünyadaki ilk anne ve baba ne kadar büyük hatalar yaptıysa artık, henüz siyah beyaz fotoğrafların bile olmadığı dönemlerden beri bütün nesiller o hatalar bütününden minik minik parçalar kopararak kendi paylarına düşen kısımları onarmalarına rağmen, bir türlü bitiremediler.

Belki de kabullenmek gerek artık.
Dünya hiçbir zaman sarı bezleri kirletmeyecek kadar temiz olmayacak.

Neyse hadi müzik dinleyelim.
Ahh Ellacık ahh...


28 Mart 2012 Çarşamba

Basit korkuları dahi yenemiyorsam;özgürlükten söz edemem!

Haftaya kötü başladım.Uyanamadığım için derse geç kaldım ve okula gitmeye üşendim.Sabahın 8'i gidebileceğim pek bir yer yok.Kütüphane,kitapçılar hepsi kapalı.Bir kafeye oturup çay içip boyoz yerim diye düşündüm fakat yataktan kalkar kalkmaz kendimi sokağa attığım için tenha bir yere gitmem doğru olacaktı.Kafeden de vazgeçtim.Sonunda neden deniz kıyısına gitmiyorum diye düşünüp attım kendimi sahile...
Etraf beklediğimden daha kalabalıktı.Spor aletlerinde spor yapanlar,koşanlar,bankta oturup dinlenenler...En kuytu yere bir ağacın dibine oturdum...

Sonradan zihnimden geçenlere şaşıracağım düşüncelere kapıldım...
İç ses : 'Çimenlere öyle rahat oturdun da kedi köpek pisliği vardır şimdi oturduğun yerde...Ya böcekler...Bak kaşınmaya da başladın...' iç sesimi susturmak için daha hareketli bir müzik açtım...Ve insanları izlemeye koyuldum...Bir kaç metre ötedeki banka bir gencin oturduğunu farkettim.Kulağında kulaklık elinde bir kitap...Ne dinlediğini ve okuduğunu öyle merak ettim ki...Ve acaba onun yolu nasıl düşmüştü o banka...Gidip soramadım.

Tam karşımdaki denizi seyre daldım..Sonra koşan bir adamı izledim.Kulağında kulaklık koştukça koşuyor.(Çok estetik gözüktü o an gözüme... :)) Eğer düz yolda düşebilecek kadar sakar olmasaydım o an bende koşmayı isterdim)
Çok az uzağımda spor aletleriyle uğraşan bir amcaya takıldı gözüm...Spor yapmıyor savaşıyordu sanki...Kafasını neden o kadar salladığını hiç anlayamayacağım sanırım :)) 



Birbirine kur yapan bir kadın ve bir adama ilişti gözüm...4 köpeği gezdiren bir anne,baba ve çocuktan oluşan bir aile...5 kişilik bir kız topluluğu...Güvercinler yesin diye ekmek parçalarını çimenlerin üzerine bırakan bir teyze...Neredeyse obez bir teyze ve yanında ip gibi bir teyze daha... (O şişman teyzenin yanındaki zayıf teyzeye benzemeye çabaladığını düşündüm. :)))

Sonra o banka baktım ve boş olduğunu gördüm..O gencin ne okuyup ne dinlediğini sabahın o saatinde yolunun oraya nasıl düştüğünü hiç öğrenemeyecektim..
Çimenlere uzanmak istedim o an...Kollarımı açmak...Yüzüm gökyüzüne gömülü öylece uzanmak.İç ses girdi araya 'Etraftaki herkes sana bakıyor,çok dikkat çekersin...Hem orası kedi ve köpek bla bla bla...

O an kızdım kendime.Canım yandı.Devamlı özgür olmaktan bahseden sadece özgür kalmak isteyen Ofelya bir çimenin üzerine oturmaya,tanımadığı bir gence masum bir soru olarak 'ne okuyorsun?' diye sormaya,çimenlerin üzerine uzanmaya korkmuştu.Ya da korkmak değildi adını koyamadığım bir şeydi.Üşengeçlik,cesaretsizlik,özgürlüğün o en gerekli taşı 'delilik'...
Özgür olmaktan bahsediyorsam -özgür olmak istediğimden bahsediyorsam- basit korkuları yenmem gerekli...Bu basit korku elimde yumurta tutmaya benziyor...Eğer ben yumurtayı avucumda sıkmaktan ürküyorsam,elimde ha patladı ha patlayacak diye, bu basit korkudan bile bu kadar korkuyorsam özgür olmaktan söz edemem.

24 Mart 2012 Cumartesi

Ofelya Mim / oh be dediklerim,özlediklerim,hayallerim

Çok uzun zamandır mim cevaplayamadım.
Cevaplamam gereken 4 mim var-mış...Mimleyen bütün blogdaşlarıma teşekkürler..Cevaplayamadığım içinse üzgünüm...
Yeni bir mim gelmiş...
Zamanda bulmuşken cevapladım.Sevgili 1i Yok mu? -özendiğim blogdaşlarımdan- mimlemiş.Çokça teşekkürler :))
Mim soruları birleşikti,ben ayırdım...Aynı soruları tek bir paragrafta yazmak yerine ayrı ayrı yazdım..Sevgili 1i yok mu soruları o kadar güzel cevaplamış ki...Sanırım ben pek beceremedim cevaplamayı.
Ruh halime göre cevapladım,böyle oldu..
Başlayayım bakalım.


Hayatınızda ‘artık yok’ dediğiniz şeyler var mı?
Klişe olacak fakat 'dost' dediklerime 'artık yok' demek zorunda kaldım...Ve samimiyet,dostluk,SEVGİ,demokrasi,özgürlük!,inanç,umut... artık yok! ya da varda yok olmaya mahkum.

Eskiden bu yana neler değişti sizce? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz?
Şu 3 sene de hayatım tepetaklak oldu.Değişmeyen o kadar az şey kaldı ki hayatımda... 
Foçayı çok özlüyorum mesela...Acı da verdiyse de çok şey yaşadım orada.İlklerim orada oldu.Müzik dahi orada ayrı bir güzel geliyordu kulağıma...
Samimiyeti özledim.Hiç var oldu mu bilmiyorum ama özlediğimi hissediyorum.Dostluğun var olmasını özledim...
Saf 'beni' özledim.

Geçmişe dair hep bir özlem vardır bende..Yaşayamadığım günleri dahi özlüyorum mesela.O sahafçıların,plakçıların her sokakta var olduğu günleri özlüyorum o günleri yaşayamamış biri olarak...
Samimiyetine çok inandığım Edebiyat öğretmenimi özlüyorum.
Şimdi bulunamayan,hatırlanmayan,kıyıda köşede kalan filmleri,müzikleri,kitapları özlüyorum.Gelecekteki sevgiliyi özlüyorum.Gelecekteki dostu özlüyorum.

Ya da aklınıza gelince ‘iyi ki de değişti’ dediğiniz şeyler oluyor mu?
Foça'dan ayrıldıktan sonra gerçek dost kim düşman kim tanımış oldum...Dostluğuna inandıklarım 'iyi ki değişti' diyebiliyorum.Hatay'daki o bir senede ki bütün karmaşa 'iyi ki değişti' 
 
Hayatınızda neyin değişmesini isterdiniz? 
Yeterince özgür olmayı isterdim...Kısıtlamalar değişsin.Yalnız dahi kalsam yine de hayatı özgürce yaşamak isterdim.Ee tabi özgür olmak için 'deli olmakta gerekiyor.

Daha çok film,daha çok kitap ve daha çok müzik var olsun hayatımda...Hani bilmediğim hiçbir şey kalmasın... :)) 


Yeni bir eşya, yeni bir hayat ya da yeni bir icat mı istediğiniz? ‘Hayalimdir…’ dediğiniz bir şey söyler misiniz?
Tamamen özgür olmak istiyorum.Bahsettiğim her durumda özgür olmak...Geride bıraktıklarımı özlemeden..Geçmişi hatırlamadan,geleceği yaşamak istiyorum...Önce gezmek görmek istediğim yerlere gitmek...Beatles'in ayak bastığı her köşe bucağı gezmek...Onlarla ilgili her türlü küçük büyük eşya,giysi...
Sonra deniz kenarında küçük bir evim  olsun..Plaklar,gramafon,kitaplar,filmler...Hepsi yanımda olsun...Deniz kıyısında kumsalda oturayım..Kitabımı okurken dalgaların sesini dinleyeyim...Hava soğuk olmasın yalnız.Soğuğu sevmem.Zaman kavramını hatırlamadan,dersler ne olmuş,notlarım kaçmış umursamadan,insanlarla uğraşmadan kendi halimde yaşamak istiyorum.İmkansız mı? Bence değil... :))

Mimlediklerim:
ZihinMia,biricit,cherry,Eva,S.Darko,boşluk,Beyza,Dayatılanla Yaşayan,Missbone,Merika,Dilara,Deep,Barney,Kuccukkurba,Dürr-i Yekta,Aradia,Esotron,Doctorsherlock,Yasin Serhat,Günberk,Raistlin,Nar-ı Can,Kaybolmuş bir deniz yıldızı,Alpler'in kızı Heidi,

27 Ocak 2012 Cuma

”-Yemek yiyorum çünkü acıktım.” demek kadar basittir herşey

Aslında bana kalsa her şey çok basit.

Çünkü herkes bilir ki olan bitenlerin hepsi bir neden ve sonuca bağlı. Çok derin düşünüyoruz ama hiç o kadar derin değil. Oksijensiz yaşayamayacağımız gerçeği kadar gerçek içimizde olup bitenler ama küçük oyunlar oynayacağız diye çok garip kostümlere bürünüyorlar.İşte o zaman yoruyorlar.

”-Yemek yiyorum çünkü acıktım.” demek gibi basit kurabilmeli insan şu cümleleri : ” -Seni seviyorum çünkü birini sevmeye ihtiyacım var.” ya da ” - Beni sev çünkü birinin beni sevmesi gerek.”




                                                 Çünkü her zaman çocuk kalamıyoruz.

Oynamadığımız oyuncağımız başka bir çocuğun elindeyken kıymete binerdi ve dünyanın en kıymetli şeyi haline gelirdi. Sadece bir başkasının elinde diye. Ama o zaman bir zırıltıyla senin daha dün o oyuncak bozulacak diye yukarılara bir yerlere kaldırıp saklayan annen, o kraliçe annen hemen kibarca öteki çocuğun elinden alıp, aptal bir anneyse sana verir , akıllı bir anneyse ortadan kaldırıp iki çocuğunda oynamasına izin vermezdi. Ben gene anne suçladım gibi gelecek ama kimse annenin etkisi üzerine ağzını açamaz , bütün tezlerinizi itina ile çürütebilirim. İşte sırf bu “Annenin hal ve tutumları ne de önemli arkadaş!” üzerinden varabiliriz ki, bayanlara, anne adaylarına, bana da,çok büyük görevler düşüyor. Anne olmayı düşünen bir kadın, iyi bir anne olmak için, kendini olabildiğince eğitmeli.Çünkü onun minik oğlu ya da prenses kızı yarın büyüyecek. Ve onu annesi büyütecek. ( İtinalar bilmemneyi bozmaz.) Konu çok sapmadı aslında. Çünkü ;
       
                                                  

Büyüyünce yine aynı problem karşımıza çıkıyor.

Aklımıza gelebilcek her anında yaşamımızın, sahip olduğumuz ya da sahip olduğumuzu sandığımız herhangi birşey ya da herhangi biri, bir başkasına doğru giderken ya da belki de sadece bir bir başkasında olma ihtimalini düşünürken, gene kıymete biniyor. Ama bu sefer yardımcı oyuncu anne yok ortada.

Memeler büyüdü, istekler ve ihtiyaçlar değişti, ama bazı şeyler tıpkı annemin omzundaki ve babamın gözlerindeki huzur gibi, aynı kalabildiler. Öte yandan da savaşmamız gerekenler için artık kendimizden başka kimse olabilemiyor ne yazık ki.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Hayat bazen, çok...



Hayat bazen, çok.


Biz neden olamadık ? Ya da neden olmadık ? Bizde olamaz mıydık , sahilde el ele gezen çiftler gibi , yada ne biliyim parkta el ele oturup konuşan eğlenen çiftlerden ?
Sinemada fısıldayarak konuşan , birbirlerine patlamış mısır atan çiftlerden ? Neyse siktir et fazlasını .Ne eksiğimiz vardı ?

demekle geçiyor.

..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...